Bizi dış
ortamın zararlı etkilerinden koruyan cildimiz, kendisini tamir etmek
için de zamana ihtiyaç duyar. Güneşten gelen UV (ultraviyole)
ışınlarının etkisi, yaşlanmak, hava kirliliği , uygunsuz kozmetik ürün
kullanımı ve diğer dış faktörler, cildi yıpratır ve zorlar. Bütün bu
olumsuz etkilere karşı duran ciltte, bazı değişiklikler ortaya çıkar.
Ultraviyole etkisi ile metabolizması etkilenir ve aşırı oksitleme
yeteneğine sahip bazı kimyasal yapılar ortaya çıkar. Bu maddeler hücre
metabolizmasını bozar. Bu maddelere karşı vücut antioksidan maddeler ile
savaşır. Bilinen en etkin antioksidan maddelerden birisi de E
vitaminidir. Aslında bu oksidan maddeler sadece UV nedeni ile
oluşmazlar, ama UV özellikle ciltte oluşumunu arttırır.
Ciltte
Enerji Kullanımı ve Döngü
Yapılan çalışmalar cilde
bir döngü olduğunu ve cildin kendisini gece saatlerinde dinlenme
sırasında tamir ettiğini, ortaya koymuştur. İnsanoğlunda gece saatleri,
cildin kendisini onarması, enerji depolaması için ayrılmıştır. Ciltteki
hücre bölünmesi, çoğalmasıda da geceleri daha fazla yapılır. Geceleri,
UV etkisini azalması ile cildin savunma için daha az enerjiye ihtiyaç
duyması, cildin
enerjisini bölünmeye
yönlendirmesine neden olur. Bu nedenle geceleri cildin daha çok
besleyici maddelere ihtiyaç duyduğu düşünülür. Cilt hücreleri gerek
bölünmek için, gereksede enerji elde
etmek için bazı maddelere
ihtiyaç duyarlar. Bu besin maddeleri arasında amino asitler, yağ
asitleri, vitaminler ve mineraller yer alır. Bu besinler cilde kan yolu
ile ulaşır. Cildin, normal yapısını korumak için, yeterli enerjiye
ihtiyacı vardır. Bu enerji oksijenin yakılması ile elde edilir. Bu
kimyasal yanma olayı ortaya bazı oksidan maddelerin çıkmasına neden
olur. Bu kısa ömürlü maddeler güçlü kimyasal etkileri ile hücre
metabolizmasının bozulmasına neden olur. Hücre içinde bazı pigment
denilen renk maddelerinin birikmesine de neden olurlar. Yaşlı insanların
el ve ciltlerindeki lekeler bu mekanizma ile oluşur. Cilt sağlığı için
yeterli kan akımının sağlanması temel faktördür. Spor ve egzersiz,
dolaşımımızın korunması ve istenilen seviyede tutulması için şarttır.
Cildin kendisini tamir ettiği dönemlerde artan hücre metabolizması
sonucu da fazla miktarlarda oksidan maddeler ortaya çıkabilir.
Vitaminler
Bazı uzmanlar vücudun,
cilt için E vitamini ve C vitamini sağlamakta yeterli olamadığını
düşünmektedirler. Bu maddelerin cilde dışardan uygulanmasının fayda
sağlayacağı düşünülmektedir.
E vitaminin anti oksidan
özelliği ile özellikle erken yaşlanmaya ve leke oluşumuna karşı
kullanılması önerilmektedir. C vitamininde kolaylıkla cildin derin
katmanlarına ulaşabileceği ve kollajen üretimini arttırabileceği
düşünülmektedir. Bu vitaminlerin dışında A vitamininde de retinoik aside
çevrilerek, cilt hücrelerinin bölünmesini kontrol eder ve sağlar. Bu
etki kendisini hücre yenilenmesi şeklinde gösterir. Cilt tamirinde bir
başka maddede Beta Glukan dır. Bu madde de ciltte bulunan Langerhans
hücrelerini uyararak bir zincirsel işlevini başlatır. T yardımcı
hücreler uyarılır (bağışıklık siteminin hücreleri) bu hücrelerin bazı
salgıları (interlökinler) Fibroblast hücreleri, endoteliyal hücreleri ve
keratinositleri uyarır. Bu sistem ciltte etkin bir onarım sağlar.
AHA..( Alpha Hydroxy Acid) Türevleri :
Cilt sağlığı açısından bir
başka gurup kozmetikte açık adı Alpha Hydroxy Acid yada kısaca AHA olan
bir asit ailesidir. Doğal kaynaklardan elde edilen bir gurup asitten
oluşurlar. Meyveler önemli bir kaynaktır. Günümüzde AHA kozmetik
ürünlerde çok yer almaktadır. Bu ürünlerden beklentiler ise, ciltte
bulunan ince çizgi ve kırışıklıkların giderilmesi, cilt gerginliğinin
sağlanması, porların açılması ve tıkanmalarının engellenmesi, yağlı ve
akneli ciltlede cilt koşullarının iyleştirilmesi, cilt yüzeyindeki ölü
dokuların uzaklaştırılmasıdır (soyma - peeling). Bu amaçla kullanılan
asidlerin bazıları şunlardır
·Tri-alpha hydroxy fruit acids (Tri-alpha
hydroxy meyva asitleri)
·Triple fruit acids ( Üçlü meyva
asitleri)
·Sugar cane extracts (şeker kamışı
özleri)
·Alpha hydroxy ve Botanical complex
( alfa hidroksi ve bitkisel kompleksler)
·L-alpha hydroxy acid
·Three AHAs
Bu asidik maddelerin
orjianla isimlerini ve bazılarının yanlarına da Türkçe açıklamalarını
verdik. Bu asidik maddelerin çoğu doğadan elde edilen ve çok bildiğimiz
maddeler. Kleopatra’nın süt banyoları meşhurdu. Bir çok meyva veya
sebzenin cilde uygulanmasının cilde iyi geldiği de çok eski bir bilgi.
Burda sizleri bir konuda uyarmak istiyoruz. Bu kadar kolaylıkla bulunan
veya değişik kozmetik ürünlerde yer alan bu maddeler çok dikkatli
kullanılması gereken maddeler. 1997 yılı Temmuz ayında FDA ( Amerika
Gıda ve İlaç Dairesi) bir yayın yaparak bazı bilgileri açıkladı. Bu
bilgiler içinde AHA nın cildin derinliklerine kadar inebildiği, cildin
güneşe olan direncini kırdığını, gereken konsantrasyonun kişiden kişiye
değiştiğini ve asitliğin artması ile etkisinin arttığını, bazı ciltlerde
allerjik reaksiyonlar verebildiği vardı. Bu nedenler ile FDA bu ürünleri
kullanan kişilerin mutlaka güneşten koruyucu ürünler de kullanması
gerektiğini bildiriyor. FDA, AHA içeren ürünlerin bebeklere de
kullanılmamasını istiyor. AHA ürünleri aslında sadece dermatologlar
tarafından kullanılan maddelerdi. Kozmetik sanayisinin de bu maddeleri
benimsemesi nedeni ile yaygın kullanıma girmişlerdir. Kötü
kullanımlarının ciddi cilt yanıkları, allerji ve kabarcıklar oluşturması
üzerine kozmetik üreticileri geniş bir çalışma yaparak Güvenli AHA ürünlerinin %10 veya daha az konsantrasyonda AHA
içerebileceği ve pH değerininde 3.5 ten daha asit olmaması sonucuna
vardılar. AHA ürünlerinin pH değeri azldıkça ve
konsantrasyonları arttıkça etkileri artmaktadır. Bu tip ürünler konunun
uzmanlarınca uygulanabilirler.
Sizde alacağınız kozmetik ürünlerde bu noktalara dikkat edin.. Yanlış
üründen uzak durun.. AHA ürünleri ciltte hafif kızarıklık ve hassasiyete
neden olabilirler. Bu ürünleri mutlaka kullanma kılavuzundaki gibi
kullanınız ve bazı kozmetikler ile birlikte de kullanılmamaları
gerektiğini hatırlayınız. Önce küçük bir alanda allerji için deneyiniz.
Saçlarımız
önemli
Yıkarken
- Saçın
güzel olması için öncelikle temiz olması şarttır.
Şampuanınızın etkisini ve genel saç hijyeninizi artırmak için
fırçalarınızı sık sık sabun ve sıcak suyla temizleyin.
- Şampuan öncesi saçınızı kir ve tozdan arındırmak için fırçalayın.
Şampuanınız daha etkili olacaktır.
- Krem işlemini uygularken,kullandığımız saç kremi herhangi bir bakım
özelliği taşımıyorsa saç derisine temas etmeyecek şekilde sadece uç
kısımlara uygulayın ve bol suyla durulayın.
- Saç derisinin asit seviyesi ciltten daha fazladır. Bu nedenle bazik
özellikli sabun saç için kesinlikle tavsiye edilmez. Saç tellerinin
kurumasına ve canlı hücrelerin tellerden ayrılmasına neden olur.
- Şampuanın köpürme oranı, içeriğindeki köpürtücü maddelere ve
kullanılan suyun sıcaklığına bağlıdır. Ayrıca saç ne kadar kirliyse
şampuan o kadar az köpürür. Su ne kadar sert ve kireçliyse, o kadar
fazla şampuan kullanmak gerekir. Kısaca köpürme, şampuanın çok fazla
temizlediği anlamına gelmez.
Hacim
kazandırmak
-
Saçınızı yıkadıktan sonra havluyla hafif friksiyon yaparak kurulayın.
Daha sonra saç dibinize masaj yapın. Bu yöntemle saç dipleriniz uyarılır
ve kan dolaşımı düzenlenir; böylece saçınız tel tel ayrılacak ve
kabaracaktır. Kurutma makinesi kullanıyorsanız, parmaklarınızla saç
köklerinizi ayırarak kurutun.
- Saçınız kuruyken hacim kazandırmak istiyorsanız, bir püskürtücü
yardımıyla nemlendirin ve yuvarlak hareketlerle saç dibinize masaj
yapın. Daha sonra şekillendirici bir köpük kullanın ve saçınızı kurutma
makinesi ile kurutarak köpüğü sabitleyin.
- Saçınızı fırçalarken öne doğru eğilerek içten fırçalayın. Sonra arkaya
atarak dıştan da fırçalayın. Bu işlem saçı iyice düzeltecek ve daha
"havalı" durmasını sağlayacaktır.
- Küçük bir reçete: bir havluyu birayla nemlendirerek nemli saç
diplerinize sürüp saçınızı öyle kurutun. Biradaki maya saçın hacmini
artırarak harika görünmenizi sağlayacaktır.
Cilt yıpranmasına karşı önlemler
Cilt insan vücudunu
kaplayan en geniş organ olup organizmanın çevreye karşı dış duvarıdır;
dolayısıyla bazı
fonksiyonları yerine getirmekle yükümlüdür.
Mekanik, kimyasal ve
biyolojik etkilere karşı koruma sağlar. Su dengesini ve vücut
sıcaklığını
düzenler. Dokunma,
basınç, sıcaklık ve acı gibi duyuları ileten bir duyu organıdır.
Kızardıklarında
veya sarardıklarında
açık tenli kimselerin cildinde duyguları gözükür. Cilt aynı zamanda
bağışıklık süreçleriyle
de ilgilidir ve metabolik fonksiyonlara (D2 vitamini ve kolesterol
sentezi)
sahiptir.
Cildin icra
ettiği fonksiyonların çeşitliliği karmaşık yapısına yansımıştır. Cilt,
her biri farklı bir
doku yapısına
sahip üç tabakadan oluşur.
Bir araya gelerek cildi
oluşturan üç tabaka dıştan içe doğru epidermis, dermis (corium)
ve sub kutistir. Her
tabaka bundan sonraki bölümde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.
Yaralar kavramıyla iki
fizyolojik yara iyileştirme yolu da açıklanmaktadır. Epidermis cildin
en dıştaki tabakasıdır.
Birkaç keratinosit tabakadan oluşur. Kalınlığı vücudun bölümüne,
yaşa ve cinsiyete bağlı
olarak değişir. Epidermis hücreleri dört tabakaya ayrılabilir. İçten
dışa doğru bunlar stratum
basale epidermidis (tek tabakalı), stratum spinosum epidermidis,
stratum granulosum
epidermidis (tek katlı veya çok katlı) ve stratum corneum epidermidis.
Keratinositler
epidermisin stratum basalede teşekkül eder. Süreç sırasında yapılarını
değiştirerek üst
tabakalara yayılırlar. Stratum spinosumda diken hücreleri, Stratum
granulosumda granüler
hücre ve stratum corneum da horny hücreler şeklinde bulunurlar.
Bir keratinositin bütün
tabakaları kat ederek cansız bir horny hücre olarak yüzeye düşmesine
kadar geçen süre
turnover olarak adlandırılır ve genellikle dört hafta kadar sürer.
Epidermiste mevcut diğer
hücreler arasında melanositler (pigment üreten hücreler),
Meckel hücreleri,
Langerhans hücreleri lenfositler bulunur. Dermisten farklı olarak
epidermiste damar
bulunmaz. Beslenme, altta bulunan dermisten difüzyon yoluyla olur.
Et, balık, tavuk, süt, yoğurt,
peynir, yumurta ve kuru baklagiller gibi yiyecekler protein yönünden
zengindirler. Vücuttaki doku ve
hücrelerin yapıtaşlarıdır, mutlaka alınması gereken bir besin öğesidir.
Proteinden zengin gıdalar aynı
zamanda yağdan da zengin olduğundan kalori de yüksek olmaktadır.
Protein, fazla alındığında yağa
dönüşüp vücutta depolanırlar ve kalsiyum gibi bazı minerallerin
emilimini engelleyerek bu
minerallerin vücutta kullanılmadan idrarla atılmasını sağlarlar. Ayrıca,
aşırı
protein böbreklerin yükünü
arttırarak bazı böbrek hastalıklarının oluşumuna yol açabilir. Proteinli
yiyecekler,
kan şekerini yükseltmezler, fakat
ihtiyacın üzerinde alındıkları zaman, diyabete özgü bir bozukluğa,
böbrek bozukluğuna yol açabilirler.
Günlük protein ihtiyacımız ortalama olarak vücudumuzun kilosu
başına 1 gram olarak hesaplanabilir
(60 kg ağırlığındaki bir kişinin protein ihtiyacı 60 gramdır).
Yiyeceklerimizde bulunan her 1 gram
protein, 4 kalorilik enerji sağlar.
Dengeli bir beslenmede proteinler
kalori gereksiniminin % 10-15’ini kaplamalıdır.
Su vücudumuzun yaklaşık %
55—60’ını teşkil ediyor. Tüm hayatî faaliyetler onun üzerinde
dönüyor.
Bedenin ısı dengesi, hücre içi
yaşam, besinlerin yakılması, sindirilmesi ve ihtiyacı olan yerlere
gönderilmesi bu taşıma sıvısıyla
yapılıyor. Hücrelerde kullanım sonrası oluşan atıkların vücut dışına
atımları hep suyun devri
sayesinde; elbette bu hareketleri kolaylaştırma ve hızlandırma içinde
bizimde
en az 8—10 bardak suyu bedene
almamız, her on kilo fazlalıkta bir bardak daha su ilâve etmemiz
gerekli...
Cilt yıpranmasına karşı önlemler
Cilt insan vücudunu
kaplayan en geniş organ olup organizmanın çevreye karşı dış duvarıdır;
dolayısıyla bazı
fonksiyonları yerine getirmekle yükümlüdür.
Mekanik, kimyasal ve
biyolojik etkilere karşı koruma sağlar. Su dengesini ve vücut
sıcaklığını
düzenler. Dokunma,
basınç, sıcaklık ve acı gibi duyuları ileten bir duyu organıdır.
Kızardıklarında
veya sarardıklarında
açık tenli kimselerin cildinde duyguları gözükür. Cilt aynı zamanda
bağışıklık süreçleriyle
de ilgilidir ve metabolik fonksiyonlara (D2 vitamini ve kolesterol
sentezi)
sahiptir.
Cildin icra
ettiği fonksiyonların çeşitliliği karmaşık yapısına yansımıştır. Cilt,
her biri farklı bir
doku yapısına
sahip üç tabakadan oluşur.
Bir araya gelerek cildi
oluşturan üç tabaka dıştan içe doğru epidermis, dermis (corium)
ve sub kutistir. Her
tabaka bundan sonraki bölümde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.
Yaralar kavramıyla iki
fizyolojik yara iyileştirme yolu da açıklanmaktadır. Epidermis cildin
en dıştaki tabakasıdır.
Birkaç keratinosit tabakadan oluşur. Kalınlığı vücudun bölümüne,
yaşa ve cinsiyete bağlı
olarak değişir. Epidermis hücreleri dört tabakaya ayrılabilir. İçten
dışa doğru bunlar stratum
basale epidermidis (tek tabakalı), stratum spinosum epidermidis,
stratum granulosum
epidermidis (tek katlı veya çok katlı) ve stratum corneum epidermidis.
Keratinositler
epidermisin stratum basalede teşekkül eder. Süreç sırasında yapılarını
değiştirerek üst
tabakalara yayılırlar. Stratum spinosumda diken hücreleri, Stratum
granulosumda granüler
hücre ve stratum corneum da horny hücreler şeklinde bulunurlar.
Bir keratinositin bütün
tabakaları kat ederek cansız bir horny hücre olarak yüzeye düşmesine
kadar geçen süre
turnover olarak adlandırılır ve genellikle dört hafta kadar sürer.
Epidermiste mevcut diğer
hücreler arasında melanositler (pigment üreten hücreler),
Meckel hücreleri,
Langerhans hücreleri lenfositler bulunur. Dermisten farklı olarak
epidermiste damar
bulunmaz. Beslenme, altta bulunan dermisten difüzyon yoluyla olur.
Et, balık, tavuk, süt, yoğurt,
peynir, yumurta ve kuru baklagiller gibi yiyecekler protein yönünden
zengindirler. Vücuttaki doku ve
hücrelerin yapıtaşlarıdır, mutlaka alınması gereken bir besin öğesidir.
Proteinden zengin gıdalar aynı
zamanda yağdan da zengin olduğundan kalori de yüksek olmaktadır.
Protein, fazla alındığında yağa
dönüşüp vücutta depolanırlar ve kalsiyum gibi bazı minerallerin
emilimini engelleyerek bu
minerallerin vücutta kullanılmadan idrarla atılmasını sağlarlar. Ayrıca,
aşırı
protein böbreklerin yükünü
arttırarak bazı böbrek hastalıklarının oluşumuna yol açabilir. Proteinli
yiyecekler,
kan şekerini yükseltmezler, fakat
ihtiyacın üzerinde alındıkları zaman, diyabete özgü bir bozukluğa,
böbrek bozukluğuna yol açabilirler.
Günlük protein ihtiyacımız ortalama olarak vücudumuzun kilosu
başına 1 gram olarak hesaplanabilir
(60 kg ağırlığındaki bir kişinin protein ihtiyacı 60 gramdır).
Yiyeceklerimizde bulunan her 1 gram
protein, 4 kalorilik enerji sağlar.
Dengeli bir beslenmede proteinler
kalori gereksiniminin % 10-15’ini kaplamalıdır.